1 Ekim 2007 Pazartesi

KOSOVA



KOSOVA’DA ÇÖZÜM İÇİN TEK YOL; “OSMANLI BARIŞI”
Okunma Sayısı :168

Bugünden yüzyıllar sonra tarih kitaplarında, eğer “tarihteki büyük hatalar” veya “Batı tarihindeki çözülme süreci” diye bir bölüm olursa, o bölümde uzun sayfalar boyunca Kosova anlatılabilir.
Kosova’nın sahibi olan Sırbistan bu toprağından vazgeçmek istemiyor. Sırbistan’da iktidardaki Demokrat Parti’nin sözcüsü Branislav Risitvojevic, uluslararası müzakereciler tarafından gündeme getirilen, Kosova’nın ikiye bölünmesi önerisini de geri çevirdi.
Müzakerelerde Avrupa Birliği’ni temsil eden Büyükelçi Wolfgang Ischinger, temasların ardından, Sırbistan ve Kosova’nın aralarında anlaşamaması durumunda, her iki taraf için de Avrupa Birliği üyeliğinin mümkün olmayacağını söylemişti. Avrupa Birliği temsilcisi, tarafların anlaşması durumunda ise, Kosova’nın bölgede çoğunluğu oluşturan Arnavutlarla azınlıktaki Sırplar arasında ikiye bölünebileceğini açıklamıştı.
Ancak Amerika'da yayınlanan Boston Globe Gazetesi’nde Avrupa Birliği Komisyonunun dış ilişkilerden sorumlu eski komiseri Chriss Patten’in Kosova’nın statüsüyle ilgili yayınlanan makalesi, farklı bir bakış açısını dile getiriyor ki, bu bakış açısı ABD ve Avrupa Birliği tarafından paylaşılıyor.
Patten, Sırp hükümetinin Kosova’nın bağımsızlığına karşı çıkmasına karşılık, “Kosovalı Arnavutları ikna edecek hiçbir politika üretmeye niyetli olmadığını” söylüyor ve ekliyor:
”Kosovalı Arnavutlar, bağımsızlık dışında bir çözümü kabul etmiyorlar ve Sırp hükümeti de buna yanaşmıyor. Dolayısıyla yeni Avrupa Birliği planı da Birleşmiş Milletler temsilcisi Marti Ahtisaari’den farklı bir sonuç elde edemeyecektir.
Yani taraflar arasında bir anlaşmazlık ve konunun Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne havale edilmesi dışında bir yol bulamayacaktır. Kosova halkının, bir zamanlar kendisini yok etmeye çalışan bir devletten ayrılma isteği ile Belgrat’ın gerçekçi bir alternatif sunmuyor oluşu bir arada düşünüldüğünde, uluslararası toplumun Kosova’ya bağımsızlık vermekten başka bir seçeneği yoktur.”
Kosova’da taraflar tutumunu değiştirmezse iki olasılıktan biri hayata geçecek; Ya Kosova Sırbistan’da kalacak ve bugüne kadar bağımsızlık umutları cesaretlendirilen Arnavutlar, bundan mutsuz olacak ya da Kosova Sırbistan’dan koparılacak ki, sonrası konusunda çok sayıda senaryo üretmek mümkün.
Bu arada Kosova’nın geleceğinin uzlaşı ile belirlenmesi –yani Sırbistan’ın Kosova’nın bağımsızlığına razı olması- için “son fırsat” diye nitelendirilen diplomatik trafik yeniden hız kazandı. ABD, Rusya ve Avrupa Birliği’nden oluşan üçlü, Sırp ve Priştinalı yetkililerle yeni bir görüşmeler dizisi başlattı.
Bir ülkeden, kendisine ait bir toprak hakkında ve yine kendi uyruğundaki bir grup ile uluslararası gözetim altında ve baskıyla, kendisinden beklenen tavizleri yerine getirmesinin beklenmesi, fazlasıyla gurur kırıcı.
Bu arada ABD daha sert ve açıktan hareket ederken, Avrupa Birliği, ABD ile Rusya ve Sırbistan arasında bir denge sağlanması için çabalıyor.
Üçlüde ABD’nin ve Rusya’nın taban tabana zıt hedefler ile yer aldığı ve Almanya’nın da günün şartlarına ve kendi çıkarlarına göre hareket ettiği düşünüldüğünde, üçlü grubun Kosova’da taraflar arasında uzlaşma aramayı bir kenara bırakıp, öncelikle kendi içindeki sorunu çözmesinde yarar olduğu da söylenebilir.
Her ne kadar Almanya üçlü grup içinde Avrupa Birliği’ni temsil etse de, Avrupa Birliği üyeleri de Kosova konusunda yeknesak bir politikaya sahip değil. Her Avrupa ülkesinin Rusya’yı dışlayan bir siyasete destek vermek istemediği de bir gerçek. O nedenle Almanya’nın veyahut temsil ettiği Avrupa Birliği’nin, bölünmüş ve üç parçalı üçlü içinde, yine kendi içinde bölünmüş bir durumda olduğunu da görmek gerekiyor.
Daha da garibi, Kosova Temas Grubu’nun Avrupa Birliği temsilcisi Wolfgang Ischinger’in, “bölgenin nihai statüsü konusunda bir anlaşmaya varılamazsa, bunun Kosovalı Arnavutlar ve Sırbistan’ın sorumluluğu olacağını” ifade etmesi, kaygı verici olmanın çok ötesinde ve korkutucu.
Çünkü Kosova sorununun bugünkü hale gelmesinde, getirilmesinde en az payı olanlar Arnavutlar ve Sırplar. Eğer uluslararası toplum adına hareket edenler, Kosova Savaşı’nın üzerinden geçen sekiz yıla rağmen bir çözüm üretemediler ise, başkasında kabahat aramamaları gerekir.
Kosova konusu ile her ne amaçla olursa olsun, bir şekilde alakadar olanlar, Kosova’nın iyiliği ve bölgenin geleceği için bir detayı gözden kaçırmamalı.
Birleşmiş Milletler'in Kosova'ya bağımsızlık tanınmasını öngören bir girişimi Güvenlik Konseyi'nde Rusya'nın itirazlarına takıldı. Bunun anlamı, Rusya’nın itirazının sürdüğü müddetçe, BM Güvenlik Konseyi'nin Kosova’nın bağımsızlığına destek verecek bir karar alamayacağının kesin olduğu.
Diğer taraftan Sırbistan’ın kendisine vadeli olan satılan Avrupa Birliği umudu için kendi topraklarından bir bölümünü peşin bedel olarak ödemesi de beklenmiyor. Eğer bu yönde bir emare olsaydı, geçen sekiz yılda görülebilirdi.
Kuşkusuz Kosova'da nüfusun çoğunluğunu oluşturan Arnavut kökenli halk bağımsızlık talebini sürdürüyor. Bu talep insani nedenlere dayanıyor. Kosovalı Arnavutlar yeni trajediler yaşamak ve sonraki nesillerine yeni acılar ve travmalar miras bırakmak istemiyorlar.
Uluslararası toplumun iyiliğini savunan herkesin iki detayı önemsemesi gerekiyor. Bunlardan birincisi; çözümsüzlük halinin uzaması bölgede güvenlik riskini artırır. Bunlardan ikincisi; Sağlanacak çözümün sağlam temellere dayanmaması bölgede güvenlik riskini artırır.
Bu arada Kosova’nın geleceği için yürütülen çalışmalar arasında belki de en kötüsü Kosova’nın bölünmesine yönelik olan proje. Bu proje sadece daha fazla sorun üretebilir.
Avrupa Birliği temsilcisi Wolfgang Ischinger'in bu Kosova için bölünmenin ihtimal dışında olmadığı yönündeki sözleri, Kosova'nın İvar nehri boyunca bölünmesi, Sırpların tarihi öneme sahip bazı dini eserlerin Arnavut tarafında kalmasına ve bazı Arnavut yerleşimlerinin de Sırbistan’a bırakılmasına neden olur.
Bu durumda, tartışılması gereken husus Sırplara uygulanacak baskının derecesi, verilecek vaatlerin büyüklüğü veyahut Arnavutlara sağlanacak desteğin hacmi olmamalı. Son sekiz yıl böyle geçti ve hiçbir sonuç getirmedi. Bunun yerine daha gerçekçi bir yaklaşımla, doğrudan çözümü ve tarafların çözüme desteğini getirecek tatmini temin etmeye yönelmek gerekir.
Bunun için Osmanlı’nın “millet sistemi” üzerinde durmak yerinde olabilir. Balkanlar’daki diğer ihtilaflar için de etkin ve faydalı olarak değerlendirilebilecek olan millet sistemi, bölgenin gereksinimlerini karşılayabilir.
Millet Sistemi Hakkında;
“Osmanlı Devleti, bir şemsiye gibi hükümranlığına aldığı cemaat ve kavimleri ortak bir meşruiyet temelinde; “Osmanlı Barışı”nda buluştururken, “Millet Sistemi” çerçevesinde her birinin kendi kimliğini, inancını ve varolma hakkını elinden almıyor; hatta buna saygı duyulmasını diğer kavimlerden istiyor ve onları buna zorluyordu. Millet sistemi hakkında İlber Ortaylı şu açıklamayı yapmaktadır: “Millet sistemi bir kompartıman sistemidir ve insanlar kendi dinî kompartımanının üyesi olarak en alttan üst çizgiye yükselme imkânına sahiptir ve bunun için mücadele ederler. Milletlerin idarî teşkilatı onların merkezle antlaşma, müzakere ve istimâlet sisteminde olduğu gibi bir tür akitle dinî hürriyet, kültürel muhtariyet ve idarî işbirliği statüsünü vermesidir.”
(Millet Sistemi ile ilgili bu alıntı, İsmail Çolak’ın Nisan 2007 tarihli “Osmanlı’nın Sırrı Neydi” başlıklı makalesinden yapılmıştır.)

Hiç yorum yok:

Popüler Yayınlar