17 Ekim 2007 Çarşamba

Mahzun Balkanlar

BATI TRAKYA’DA TARİH TALAN EDİLDİ



Bir ülkede olan tarihi eserler, insanlık tarihinin o ülkeye emanetidir, mirasıdır ve verdiği zenginliktir. O nedenle her devlet için, ülkesinde yer alan tarihi eserleri korumak onun insanlığa, medeniyete, tarihe, kültüre ve kendisine olan saygısına karşı görevidir.

Bu satırlar sizin için son derecede olağan ve sıradan bir ifade olabilir. Çünkü Türkiye’de her kültürün ortaya koyduğu eserler imkânlar ölçüsünde korunur. Bugün Türkiye, kendi topraklarında yer alan bütün eserler ile övünür. Bu durum, yukarıdaki satırları sizin için daha önemsiz bir hale de getirebilir.


Ancak kendisini Avrupa medeniyetinin beşiği sayan ve Avrupa Birliği üyesi olan Yunanistan açısından bu satırlar hala bir anlam ifade etmiyor. Yunanistan’da ve özellikle Batı Trakya’da çok sayıda Osmanlı-Türk eseri yok oldu. Birçoğu kaderine, yani yıkılmaya terk edildi.


Batı Trakyalı araştırmacı, yazar İsmail Bıçakçı şu soruları soruyor;


Gümülcine'de (Komotini) Gazi Evrenos Bey imaretinin kimliği neden değiştirilmek isteniyor? İskeçe'de (Xsanti) tarihi Tabakhane Camii neden yıktırıldı? Serez'de Mehmet Bey Camii, Tırhala'da (Trikala) görkemli ve Mimar Sinan'ın eseri olan Osman Şah Camii ve Atina'da Fethiye Camii neden kendi kaderlerine bırakılmış, yıkılmaları bekleniyor? Dimetoka'da (Didimotixo) Çelebi Sultan Mehmet Camii de onlardan biri. İçerdiği sanat tarihi, heybeti, bir Osmanlı padişahına ait olması ve sonra bugünkü içler acısı durum, onu bir defa görenin içini sızlatmıyor mu?


Bıçakçı bu soruları sormakta sonuna kadar haklı. Çünkü Osmanlı tarihi, aynı zamanda Yunanistan’ın da tarihi. Yunanistan Osmanlı sınırları için en uzun süre kalan milletlerden meydana geliyor. Bugünkü Yunanistan’ın toprakları asırlar boyunca Osmanlı’ya birçok kıymetli evlat yetiştirdi. O nedenle Osmanlı topraklarında doğan ülkeler arasında belki de en çok Yunanistan’ın ona saygı duyması ve sahip çıkması gerekir.


Hatta bugünkü Yunanistan’ın tarihi bağları –Atina’nın resmi tarih anlayışı çerçevesinde köklerini dayandırmaya çalıştığı- Grek uygarlığı ve siyaseten tercih ettiği Roma İmparatorluğu’ndan ziyade Osmanlı ile daha yakındır. Gerek dil gerekse gelenek ve görenekler açısından belirgin bir etkileşim söz konusu.


Bu nedenle Dimetoka'da Çelebi Sultan Mehmet Camii, Selanik'te Hamza Bey ve Alaca İmaret (İshak Paşa) camileri, yine orada Sultan Murat Hamamı, Tırhala'da (Trikala) Osman Şah Camii gibi muhteşem eserler bugünkü acıklı durumlarını hak etmiyorlar.


Söz konusu eserler Balkanlar’da en uzun süren barış döneminin de şahidi oldukları gibi, aynı zamanda Yunanistan’ın övünmesi gereken eserler.


O nedenle Atina Mustafa Efendi Camii, Anabolu (Nafplion), Pasova, Kesriye (Kastorya), Karaferye (Veriya), Narda'daki (Arta) camiler, Mimar Sinan'ın Tırhala'da (Trikala) yaptığı Osman Şah Camii, Serez'de Mehmet Bey Camii, Yanya'da (Yannina) Aslan Paşa Camii ve külliyesi şimdiki perişan halini hiç, ama hiç hak etmiyor.


Ama her biri bir tarihi eser olan Osmanlı-Türk mezar taşlarının bile bir bir kaybolduğunu düşününce, Yunanistan’ın bu zenginliği ile övünmek yerine onlardan korktuğunu düşünmek için daha çok nedenimiz ortaya çıkıyor. Hâlbuki kilise gibi, sinagog gibi Tanrının evi olan camilerin minarelerinin ve kubbelerinin verdiği gölge, her insan için huzur kaynağıdır.


Belki çoğu Yunan böyle bakmak istemiyor, ama Rodos'ta Süleymaniye, Murat Reis, Recep Paşa camiileri, Tırhala'da Osman Şah ve Mehmet Bey camiileri ve Dimetoka'da Çelebi Sultan Mehmet Camii gerçekte Türklere ait olduğu kadar, onlara da ait.


Tarih kutsal yerlere saygı gösterenleri ve göstermeyenleri birbirinden ayrı anlatır.

Diplomatik Gözlem'den alınmıştır.

Hiç yorum yok:

Popüler Yayınlar